Truyen3h.Co

KANIT #Wattys2016

Başsız Ceset

busramarsel

Yorgunluğun karşısında çaresizce uykuya dalan gözlerim daha sevdiğine kavuşamamışken telsizden gelen anons sesiyle yine aydınlanmıştı.

''2520 merkez düden çayında bulunan başsız kimliği belirsiz erkek ceset bilinen yere destek ekip ve kurtarma ekibi talep etmekteyiz.''

''2540-2520 bilinen yere destek ekip yola çıktı''

Zaten tam tekmil hazır olan ben çoktan aracın sirenlerini çalıştırmış ve yola çıkmıştım.

Olay yeri ile evimin arasındaki mesafe bir hayli fazlaydı.Ben nöbetçi cinayet  büro komiseri olarak her daim hazırdım zaten.Sigaramdan bir nefes çekmiş olay yerine doğru ilerlerken aklım zihnime hapsettiğim bayan kahkahadan başka bir yerde değildi.Aslında yarın ilk işim en son o sesi duyduğum hastahaneye giderek kulaklarımı dört açmak olacaktı.İpucu hatta ipin ucununda ucu o hastahanedeydi.

Olay yerine intikal ettiğimde makdül kurtarma ekibi tarafından sudan çıkarılıyordu.Gecenin karanlığında uzaktanda olsa görebildiğim kadarıyla cesedin başı düzensiz bir şekilde bedeninden ayrılmıştı.

Kuvvetle muhtemel bir testere veyahutta tırtıklı bir bıçak kullanımıştı.Cesedin tamamı ile sudan çıkarılmasını beklerken ağzımdan bir emzik  misali düşürmediğim sigaramın bir yenisini yakmıştım.Sonuçta bir gün bende ya faili meçhul bir cinayete kurban gidecektim veyahutta akciğer kanserinden ölecektim.

Sigaramı sömürmeye devam ederken canım sıkılmış uykumu açmak adına müptelası olduğum candy crushla haşır neşir olmaya karar vermiştim.

Aslında durumun hezimetine bakacak olursak oldukça duygusuz bir adam gibi ortalarda salınıyordum.

Ancak meslek hayatım boyunca o kadar çok vaka ile karşılaşmıştımki artık gördüğüm cesetler bana pek bir şey ifade etmez hale gelmişti.

Sonuçta bir biz cinayetçiler,iki olay yeri incelemeciler,üçüncü olarakta doktorların mesleklerini icra ederken duyguları ile hareket etmesi mümkün değildi.

Hatırlıyorumda mesleğe ilk başladığımda daha doğrusu ilk olay yerimde cesedi gördükten sonra olay yerinde çaktırmasamda oradan ayrıldıktan sonra saatlerce kusmuş ,günlerce yemek yiyememiştim

.Şimdiki durumu soracak olursanız artık olay yerinde savcıyı beklerken rahatlıkla ekmek arası bol soğanlı köftemi ve yanında ayranımı afiyetle götürebiliyordum.

Duygusuz,yalama olmuş bir makinaya dönüşmüştüm adeta...

Kafamı gömmüş olduğum telefondan ve sömürdüğüm sigaramdan bana seslenen resmi ekip sayesinde kopmayı başarmıştım.

''Başkomiserim makdül çıkarıldı.''

Ellerime lateks eldiveni geçirmiş ve makdüle doğru ilerlemeye başlamıştım.Henüz fermuarı kapatılmamış bir ceset torbasının içine konan maktülün durumu içler acısıydı.

Derisindeki değişmeye bakılacak olursa en az üç dört gündür suyun içerisindeydi.

Aynen tahmin ettiğim gibi boynundaki dağınık kesim yüzde doksan beş ihtimalle testere tarafından gerçekleştirilmişti.

Suyun içinde kalmaktan dolayı katılaşan maktülün parmak izlerinide almak mükün olmayacaktı.Şu an için faili meçhul ve kimliği belirsiz bir cinayet vakası ile karşı karşıyaydık.

Durum böyle olduğunda davayı sonuçlandırmak dahada zordu.Hani kafası olsa kimliği belirlemek daha kolay mümkün olabilirdi.Ne kafa vardı nede parmak izi,D.N.A kaydı olduğunu ise hiç sanmıyordum.

İşler iyice çığrından çıkmaya başlamıştı.

Cevabını bulamadığım sorular ve üst üste gelen cinayet vakaları her geçen gün şizofreni hastası olma yolunda ilerlememe sebep oluyordu.

Ceset torbasının fermuarını çekerken etrafımdaki soru işaretleri kafama çarpan balyozlar gibiydi.

Arabama oturduğumda yeni doğan günün ışıkları etrafı hafiften aydınlatmaya başlamıştı.

Şimdi zaten günlerdir ölü olan cesetin ölü olduğunun ilan edilebilmesi için savcının gelmesini beklemek zorundaydım.

Savcının sıcak yatağını bırakıp buraya gelmesi saatler alacağından oyalanacak birşeyler bulmam lazımdı.Google play deki önerilen uygulamar da wattpad diye birşey görmüştüm.

Telefonuma uygulamayı indirip okuyabileceğim ne var diye bakıyordum.

Bunu yapmak zorundaydım çünkü Candy crushla kafayı öyle bozmuştum ki zaten azıcık olan uykumda artık o şekerlerle haşır neşir oluyordum.

Saat 04.44 ü gösterirken önerilerde karşıma çıkan 04.44 adlı hikaye ne kadar da manidardı.Hikaye şöyle başlıyordu

'' Saat 03:59’u gösteriyordu.

Sessizliğin ağır katmanları, oturduğu caddeyi tamamen kaplamıştı. En yakın dairenin salonundaki eski püskü televizyondan gelen cızırtılı haberin sesi, yanyana dizilmiş bir sürü apartmanın arasındaki sessizliği bölen tek şeydi. Komşusu eski eşyalarla dolu eski ;bir apartman dairesinde oturuyordu.

“Haftalardır aranan seri katilin parmak izleri hala bulunamadı. Polis konu hakkında yorum yapmayı reddediyor ve insanlara sakin kalmalarını tembihliyor. Katilin sıradışı yöntemleri hala geçerliliğini koruyor...”

Gecenin ilerleyen saatlerinde olmaları onun için bir şey değiştirmiyordu. Yemek masasını kuralı saatler geçmiş, masanın üzerini donatan türlü yemekler soğuyalı asırlar olmuştu adeta. Yenilmeyi bekleyen yemekler kurumuş ve pörsümüş, onları hazırlayan genç kadın ise depresyona giden uzun yolda yürür hale gelmişti. Masanın en ortasında duran ve artık olduğu şeyden başka her şeye benzeyen tavuk, olmayan kafasıyla sırıtıyordu sanki genç kadının haline.

Nasıl da inanmıştı onun geleceğine. ‘Değiştim,’ demişti. ‘Bekle ve gör, sana bunu kanıtlayacağım.’ Bu sefer gerçekten değişmiş olabileceğini düşünmüş, ona tüm kalbiyle inanmıştı ve gelmesi gereken saatin üzerinden asırlar geçmişken, genç kadının kalbini dolduran inanç onu boğuyor, ruhsuzca yediği her lokmanın boğazından zorla geçmesini garanti altına alıyordu.

Gelmemişti. Genç kadın onun geleceğine inanmaması gerektiğini kendisine ne kadar çok söylediyse de kalbini esir almış inancı kıramamıştı; şimdiyse çekecekti acısını, ödeyecekti şerefsizin tekine kalbini kaptırmanın bedelini. Ödüyordu da.

Mekanik hareketlerle tavuğa uzandı, bir parça koparttıktan sonra önündeki tabağa koydu. Metal çatal ve bıçağın porselen tabakta çıkarttığı ses küçük apartman dairesinde yankılandı. Tek bir mumun ışığıyla aydınlanmaya çalışan karanlık, tozlu apartman dairesi bir anlığına canlanır gibi oldu. Tüm sessizliğin içerisinde, genç kadının duygulardan arınmış hareketleri, bir silah patlamasını andırırcasına yankılandı.

Kadının donmuş gözleri, artık tek parça olmayan tavuğa kaydılar. Kendisini o tavuk gibi hissediyordu; doldurulmuş, soğuk, iğrenç.

Bezgin bir ifadeyle oturduğu yerden kalktı, siyah perdesi kapalı pencereye yürüdü. Ağır hareketlerle perdeyi açtıktan sonra pencerenin mermer çıkıntısına oturup sırtını tahta çerçeveye yasladı. Hava soğuktu ve üzeri incecikti, fakat o an bunu umursayamıyordu bile. Boşa gitmişti tüm emekleri. Onu bir şekilde hayata bağlayayım derken kendi kaybetmişti yaşama isteğini. Peki bu adil miydi?

Hayatın adil olmadığını onunla tanıştığı o gün öğrenmesi gerekirdi aslında, ama geçmiş geçmişti ve değiştirilemezdi. Şekillenebilen tek şey gelecekti ve onu şimdi belirliyorduk. Şimdi yaptığımız her şey geleceğimizi derinden etkiliyordu. Genç kadın, eğer kendisini biraz daha ittirirse düşüp düşmeyeceğini merak etti. Düşse ölürdü. Kırk beş katlı bir apartmanın kırk dördüncü katında oturuyordu. Dört sayısından her zaman nefret etmişti.

O an kendisini aşağı atma kararı verdiği taktirde onun bir geleceği yoktu. Bir gelecek isteği de yoktu genç kadının; onun için hava hoştu. İsterse biraz daha yaklaşabilirdi özgür olmaya. Hayata ve hayatta olmaya duyduğu güçlü duygular damarlarından sertçe çekilip alınmış, yerine gri düşünceler bırakılmıştı adeta. Onunla tanışmadan önce olsa intihar düşünülemezdi bile. Hayat, kendini öldürmek için fazla değerliydi.

Peki o değere ne olmuştu?

Kutu gibi apartman dairesinin sigara içenler adına konulmuş tek kişilik bir arka balkonu vardı. Bir kere çıkmıştı oraya sadece, onunla. Tüm ısrarlarına rağmen bırakmamıştı sigarayı, genç kadın da bir süre sonra ısrar etmekten vazgeçmişti. Ne anlamı vardı ki dinlenmeyeceğini bile bile konuşmanın? Sözlerini yutmuştu, duygularını kalbinin en derinlerine gömdüğünü sanmıştı, düşüncelerini ondan uzaklaştırmaya çalışmış ama başaramamıştı.''

''Komserim Sayın savcı geldi!....''

İşte bu ses dalıp gittiğim hikayenin içinden sıyrılmama sebep olmuştu.Hikayeyi yazan Ezgi Tülü adında bir genç kızdı.Yeni nesilden böyle cevherlerin çıkıyor olması açıkçası benim gibi yalnız bir adama umut ışığı oluyordu.Sonuçta arkamdan gelen yeni nesiller için mesleğim gereği onlara daha huzurlu daha yaşanılabilir bir ortam sağlamam gerekiyordu...

Savcı ölümü ilan edip gittikten sonra benimde olay yerinde yapabileceğim bir şey kalmamıştı artık.

Bir tarafım hikayeye kaldığım yerden devam etmemi söylüyor olsa da diğer tarafım mecburi olarak merkeze dönüp kayıp başvurularından başsız cesetimize uyan varmı ona bakmam gerektiğini söylüyordu.

 Ayrıca adli tıptan makdülün durumu ile ilgili ayrıntılı rapor almam gerekiyordu.

Yola çıktığımda aslında herşey iyi gidiyordu.Taki aracı kullanırken gözlerimde şimşekler çakmaya başlayana kadar .Son duyduğum acı bir fren sesiydi.

Sonra heryer karardı....

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen3h.Co