Truyen3h.Co

KANIT #Wattys2016

Sıcak Çatışma

busramarsel

Telsizden gelen anonsa cevap vermiş ve hızlı bir şekilde olay mahalline intikal etmiştim. Çatışma bir hayli sıcaktı gerçekten. Cinnet geçiren bir koca önce boşandığı eşini kapının önünde öldürmüş ardından evdeki çocuklarını rehin almıştı. Adamın gözünün dönmüş olduğu belliydi. Ama adam olduğu muammaydı. Olay yerine intikal eden resmi ekibin üzerine açmış olduğu ateş de cevapsız kalmamıştı haliyle. Utanmadan çocuklarının birini siper etmişti kendisine. Şu saatten sonra zanlı ile anlaşma yoluna gitmek de mümkün değildi haliyle. Gözüme kestirdiğim en uygun noktadan nişan almış ve mermiyi namlunun ucuna sürmüştüm. Bu karambolün içerisinde o masum yavrunun kılına zarar gelmesini istemiyordum çünkü. Zanlı gövdesine çocuğunu siper ettiği içinde bana nişan alacak tek nokta olarak iki kaşının ortası kalmıştı. Çok uzun zamandır bu pozisyona gelmemiş ve öldürücü pozisyonda kimseye nişan almamıştım. Az sonra tek kurşunumla bir adamın hayatına son vereceğimi bilmek canımı sıkıyor olsa da kurtaracağım o çocuğu düşündüğümde yapacağım hareketten hiç pişmanlık duymuyordum. Derin bir nefes aldım ve içimden üç dediğimde bastım tetiğe. Az önce karşımda dikilen adam artık yoktu ama çocuğun '' Baba! '' diye haykıran sesi kulaklarımı yırtıyor ve içimi dağlıyordu. Az önce babasından ölesiye korkan çocuk şimdi onun için ağlıyordu. 

Sanırım hayat biraz da böyle bir şeydi. Hep acı bir tarafı vardı. Anne ve babamızı seçemiyorduk doğarken. O çocuğun seçemediği gibi. Ben bir polis çocuğu olarak doğmuştum o çocuk ise bir katilin çocuğu olmuştu. Şimdi yaşadığı tramvayı nasıl atlatacağını düşünüyor ama sonucunu bulamıyordum. Gerçekten bilim adamlarının dediği gibi genetik yatkınlık denen şey var mıydı acaba? Ben o yüzden mi Polis olmuştum? Cevabını bulamayacağım ve her olay sonrası sorgulamaktan yorulduğum sorular beynimde dans ediyordu. Adamı vuran ben olduğum için olay yerinde inceleme yapma şansım zaten yoktu. Çünkü şu anda dosya hazırlanana kadar soruşturmadan geçecek kişi bendim. Bir dizi psikolojik değerlendirmeden geçecek, adamı neden vurduğum araştırılacak deliller toplanacak ve koğuşturma yönetilecekti hakkımda. Tabi bu süre zarfında açığa alınacak olmam da cabasıydı. Peki bunca şeye değer miydi? O çocuğun alacağı her nefese değerdi. 

Silahım elimde resmi ekibe doğru ilerlerken bir taraftanda rozetimi çıkarıp onlara göstermiş ve ateş edenin ben olduğumu açıklamıştım. Aslında açıklamak zorunda kalmıştım çünkü olay yerine intikal edeceğimi bildirmiş olsam da intikal ettiğimi bildirmemiştim. Silahımı resmi ekipteki memura incelenmek üzere teslim ettikten sonra, cebimdeki sigara paketinden bir tane çıkarıp yakmıştım. İçtiğim sigara elimdeki ateş artığına zarar vermeyeceğinden biraz rahattım. Ancak dakikalar geçtikçe bir hayata son vermiş olmamın verdiği huzursuzluk tüm benliğimi rahatsız ediyordu.

Acaba doğru mu yapmıştım? 

Başka bir alternatifim var mıydı ki?

Tabi ki yoktu. O an o çocuğu ölümün elinden almak için başka çarem yoktu. Bunu biliyordum ama yine de huzursuzluğum geçmiyordu. Meslek hastalığıydı belki de benim ki...

İster istemez paranoyak şizofren olup çıkıveriyordunuz...

***

Her şey tam da söylediğim gibi olmuş ve soruşturma tamamlanana kadar açığa alınmıştım. İçimde garip bir boşluk vardı. Raporlu olduğum zaman bile yatıp dinlenmeyen ben işe dönmek için hiç de acele etmiyordum nedense. Hatta o gecenin sonunda eve gittiğimde sabaha kadar uyuyamayıp kendimle ettiğim kavganın sonucunda duvara yumruk atmış ve sağ elimde iki parmağımı çatlatmıştım. Olağan şeyler olmuştu bu benim için aslında. Sonuçta iç sesime karşı verdiğim her savaş da mağlubiyetin tadını alınca hırsımı o duvarlardan yumruğumla çıkarmıyor muydum?

Ah o duvarların dili olsa da konuşsa!

Kale içinde bulduğum salaş bir barda akşam üzerinden beri zıkkımlanıyordum. Elimde viski kadehi, durmadan içiyordum. İlk saatler içerken düşünüyor olsam da sekizinci dubleden sonra düşünmeyi bırakmıştım. Üzerine kaç duble daha içmiştim hatırlamıyordum. Tek hatırladığım pelte gibi olan bedenime içtiklerim sayesinde beş derece hipermetrop olan gözlerimdi. İnanılmaz seksi bir kadın kokusu burnumda dans ederken yanağımı okşayan kadının yüzünü göremiyordum. Tenime değen kadın teni ile bir yerlere gömmüş olduğum libidom da şaha kalkmıştı. En son ne zaman bir kadınla beraber olduğumu hatırlamayacak kadar uzun zaman geçmişti. Hatun ne yaparsa ona karşılık veriyor, hipnotize olmuş gibi onu takip ediyordum. Bana doğru uzattığı kadehi kafama diktiğimde görüşüm iyice bulanık hale gelmişti. Kör kütük sarhoş halimle ne kadar flört ettiğimi bilmiyordum. Hatta kaç dakika veya saat geçtiğini. Sadece akışına bırakmak istiyordum her şeyi. Adını sormuş muydum onu bile hatırlamıyordum. Tek isteğim sızmadan önce karşımdaki hatunla sevişmekti.

Bedenini kendime yasladığım hatunun kokusu gerçekten iç gıcıklayıcıydı. Boynunda bulduğum boşluğa dudaklarımı yasladığımda kulağıma eğilmiş 

'' Hadi buradan gidelim'' demişti. Deskin üzerine fırlattığım para ile hatunu kendime yaslayıp bardan yalpalayarak dışarı çıkmam bir olmuştu. Barın yanındaki otel odalarından birindeydik ama oraya ne zaman ve nasıl geldiğimiz hakkında fikir sahibi değildim. Yaşadıklarım altın makas yemiş bir film şeridi gibiydi. Odadan içeri girmeyi başardığımda resmen zafer kazanmış gibiydim. Hatunu kapattığım kapıya yasladığımda yaptığım ilk şey bacaklarını ayırıp arasına girerek kendimi ona yaslamak olmuştu. Bedenim alevler içinde kavrulurken dolgun dudaklarını sömürüyor tüm sertliğimle onun bedeninde kazı çalışması yapıyordum. Dudaklarım iri göğüslerinin arasında kaybolduğunda dayanacak gücüm kalmamıştı. Az önce yalpalayan ben hatunu kucaklayıp yatak ve bedenim arasında hapsetmiştim. Cehennem ateşinin içinde cayır cayır yanıyordum. Kadın tenine susamış benliğim dağları delercesine hoyrat davranıyordu. Altımdaki hatun zevkten ciyaklayarak inlerken erkekliğimi ilan ediyordum sanki. İnlemelerim, inlemelerine karışırken zaten flu olan görüşüm iyice kayboluyor, kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. Sonra birden hareket edemez hale geldiğimde ters giden bir şeylerin olduğunu anlamıştım.

'' Hadi ya, çok iyiydi. Bu kadar erken olmasını beklemiyordum, seninle bunu sonsuza kadar yapabilirdim! ''

Odayı inleten  kahkahası sarf ettiği sözler ve kararan dünyam!

'' Lanet olsun ben bu kahkahayı tanıyordum!''

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen3h.Co