3. BÖLÜM ''KABA ÇOCUK''
Kendime, bulunduğum konumu hatırlatarak elimi çocuğun çıplak göğsünden çektim. Bir kaç saniye gözlerimin içine baktıktan sonra önümden çekildi ve aşağı indi. Özür dilemeden. Kaba çocuk. En azından bir ''Pardon.'' diyebilirdi. Hızlı bir şekilde merdivenlerden inip salonda oturan Aysel Hanımlara gülümsememi yolladım ve masanın üstünde duran telefonumu aldım. Bir şey söyleyip beni durdurmalarından korkarak hızlı adımlarla merdivenleri çıktım. Odaya girdiğimde Azra telefonuyla uğraşıyordu. Sevgilisiyle konuşuyor olmalıydı. Konuşmasını böleceğim için yapmacık bir üzüntü duydum. Yapmacık çünkü sevgilsi olan kızlara hep biraz özenmişimdir. Çünkü benim hiç sevgilim olmadı. Eksikliğini de hiç duymadım gerçi. Tamam, belki bazen duymuş olabilirim. Birazcıkta kıskanmış olabilirim ama halimden memnunum. Hayır değilim. Kendimi kandırmak istemiyorum ama yıllardır bir sevgiliye ihtiyaç duymadığımı söyleyerek avuttum kendimi. Hatta aksini düşündüğü halde Sahra'ya da, bana ihtiyacım olmadığını söylesin diye baskı yaptım. Sonuç olarak 18 olacağım ama hala yalnızım.
''Şu abin... Fazla rahat biri sanırım.'' Azra kafasını kaldırıp bana baktığında eklemeyi unuttuğum bir şey olduğunu hatırlayıp ''Ve kaba.'' diyerek ekledim.
''Eğer bir başkasının evinde yarı çıplak dolaşmasını kastediyorsan, bu kadar çabuk anladığın için seni tebrik etmeliyim.''
''Bunun bir başarı olduğundan emin değilim.''
''Bence bunun bir başarı olmadığından emin ol.'' dediğinde ikimizde gülümsedik.
''Abinin bir adı vardır umarım?'' dediğimde sanki bu anı bekliyormuş gibi,
''Bora... Bora Hazer'' dedi.
''Bora.'' diyerek sesli bir şekilde tekrar ettikten sonra, ''Haydi aşağı inelim, bahçede otururuz biraz.'' dedim ve ayaklarımı harekete geçirdim. O da bana uyarak peşimden geldi. Bahçeye çıktığımızda maalesef yalnız değildik. Saygıner ve Hazer ailesi oturmuş yemek servisi yapılmasını bekliyordu. Bizi gören Aysel Hanım, ''Kızlar gelin hadi, bizde şimdi sizi çağıracaktık.'' dedi. Onun kibar emrine uyarak masaya geçtik. Benim yanımda Azra ve Gülşah Hanım vardı. Karşımda ise Aral, onun yanında Bora ve babası Recep Bey vardı. Masanın başlarında ise Aysel Hanım ve Kemal Bey oturuyordu. Yemek servisi yapıldığında çorbanın tuzsuz olduğunu farkettim ve Aysel Hanım'a dönerek, ''Aysel Hanım tuzu uzatabilir misiniz?'' dedim. O da tuzu uzattı ve ardından ''Ne konuşmuştuk Toprak? Hanım değil teyze.'' dediğinde hafifçe başımı sallayarak gülümsedim. Bu sırada Gülşah Hanım, ''Hem anne teyze yarısıdır.'' dediğinde kaşığımı sertçe tabağa bırakıp, ''Bırakın yarısını, kimse annemin tırnağı olamaz Gülşah Hanım. Sözlerinize dikkat edin. Size afiyet olsun.'' dedikten sonra masadan kalktım ve odama çıktım. Kimse kimseyi annemle kıyaslayamazdı. Kimsenin buna hakkı yoktu çünkü. Tamam, belki annem beni sırf parasızlıktan dolayı bir eşya gibi hiç tanımadığım insanlarla baş başa bırakmıştı. Ama o benim annemdi. Beni doğuran, büyüten, seven, her şeyini bana adayan kadındı. Ne olursa olsun onu seveceğime dair söz vermiştim kendime. Ve sözümü tutmaya kararlıyım. Kolumun tersiyle gözyaşlarımı silip, yatağımın ucundaki çekmecemi açıp içinden aile albümünü çıkardım. İlk olarak, doğduktan bir kaç dakika sonra çekilen küvezdeki fotoğrafım vardı. Anneme neden küveze alındığımı sorduğumda, ''O zamanlar özel hastaneler daha fazla para alabilmek için her yeni doğan bebeği küveze alırlardı. Çok şükür korkulacak bir şeyin yoktu.'' demişti. Daha sonra 3 yaşında elimde koca bir karpuz dilimini yerken çeklen fotoğrafım vardı. Annemle ve babamla çekilen onlarca fotoğrafa baktıktan sonra Sahra ile olan fotoğrafımıza baktım. Sadece 2 gündür konuşmuyorduk ama onu çok özlemiştim. Henüz 6 yaşındayken çekilen fotoğrafımıza baktım. Sokakta oyun oynarekn çekilmişti. Benimsağ elim onun omuzunda, sol elim belimdeydi. O da sağ eliyle omuzunda ki elimi tutmuş, sol elini de sırtıma koymuştu. Ve ikimizinde saçları kısacıktı. ''2002 yılı 8 Haziran. Toprak ve Sahra'nın beraber ilk saç kestirmesi.'' diye not düşmüş annem altına. Her anımın özel olmasını isterdi. ÖzellikleSahra ile her anımın. Çünkü tek arkadaşım o idi. Sahra ile 5 yaşında tanışmıştık. Hep benim yanımda olmuştu. Kavga ettiğimizde bile benimle küs kalamazdı. Gerçi ben de kalamazdım. Bir keresinde gerçekten büyük bir kavga etmiştik ve Sahra haklı olan taraftı. O gün bana, benden artık bıktığını, nefret ettiğini ve bir daha beni aramayacağını söylemişti. Ben de saçma sapan gururum yüzünden onu aramamıştım. Ama ertesi gün Sahra bize gelip benden özür dilemişti. Bende asıl özür dilemesi gerekenin ben olduğumu söylemiştim ve böylece barışmıştık. O günden sonra hiç kavga etmedik zaten. Albümü yerine koyup cep telefonumu çıkardım ve Sahra'yı aradım. 3. çalışta açtı.
''Ben de ne zaman arayacaksın diye bekliyordum.''
''Bana ilk defa seni arama hakkı tanıdığın için keyfini çıkartayım dedim.''
''Demek aramamı istemiyorsun öyle mi?'' dediğinde hemen itiraz sesleri çıkartarak, ''Saçmalama, sadece kafamı toplamaya ihtiyacım vardı. Ama sen olmayınca hiç bir şey yapamıyorum.'' bahanemi yeterli bulduğundan hafifçe gülümsedi.
''Biliyorum canım, bensiz bir hiçsin.'' dediğinde bunu kabul ederek, ''Farkına varman güzel bir şey ama ciddiyim.''
''Yarın öğleden sonra saat 2'de Şeytan'da buluşuyoruz. Şu kafanı toparlayalım bakalım.'' dediğinde ''Cansın.'' dedim ve telefonu kapattım. Kulaklığımı takıp yatakta oturmaya başladım. Gözlerim sabit şekilde açık olmayan televizyona bakıyordum, ta ki bir el hayvanca kolumu tutana kadar. Gözüm ilk önce kolumda ki ele sonra da elin sahibi kaba oğlana gitti. İlk günden iki düşman. Harika.
''Ne yaptığını sanıyorsun sen?'' yine gözlerini dikerek gözlerime baktı. Hemen gözlerimi çekerek, ''Sana diyorum kaba oğlan!''
''Bir daha sakın annemi tersleme.'' dedi ve gitti. Hiç bir şey diyememiştim. Açıkçası diyecek bir şeyim yoktu. ''Ben senin anneni terslemedim.'' gibi saçma bir cümle kuramazdım. Çünkü biraz öyle olmuştu. Odamda ki balkona çıkıp gökyüzünü izlemeye başladım. Tavanımda ki cam bölme aklıma geldi ve yatağa uzandım. Yıldızları izlerken aklıma annem ve babam geldi. Kim bilir şuan ne yapıyorlardı? Beni düşünüyorlar mıydı? Bir keresinde babamla gökyüzünü izlerken bana, gökyüzündeki her yıldızın bir hayal olduğunu ve her yıldız kaydığında bir hayalin gerçek olacağını söylemişti. O yüzden hep yıldızlara bakarak hayal kurardım. Babamın bana söylediğini ve o an tuttuğum dileği anneme söylemiştim. İstediğim sadece Sahra ile aynı bisikletlere sahip olmaktı. O akşam babam eve geldiğinde bana kayan bir yıldız gördüğünü ve birinin hayalinin gerçekleşeceğini söylemişti. Kayan yıldızı göremediğim için üzülmüştüm ama bir yerlerde birinin mutlu olduğunu bilmek beni gülümsetmişti. Ertesi gün babam Sahra ve beni yanına çağırdığında iki tane aynı bisikletle bizi karşıladı. O an kayan yıldızın benim hayalim olduğunu sansamda, büyüyünce gerçekleri idrak etmiştim. Hayalimi babama annem söylemişti ve ortada kayan bir yıldız yoktu. Büyüdükçe her şeyin farkına varıyordu insan. Ve ben büyümek istemiyordum.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen3h.Co